23 Haziran 2010 Çarşamba

Spagetti!

Cenım sıkıldı yazayım dedim. Yaptığım bir şey yok. Sadece oturup asosyalliğimden yakınıyordum. Tabi herzamanki gibi bizim hoca ezan okuyor. Arkadaş anlamıyorum ki günde kaç kere ezan okunuyor. Bize günde beş vakit diye öğrettiler ama bizim hoca günde on beşten aşağı okumuyor. Sevap kasıyor heralde. Kendime kızıyorum neden evde oturup yalnız başıma zaman geçiriyorum diye. Dışarı çıkıp gezmek tozmak varken. Ama düşününce hak vermiyor da değilim kendime. Dışarı çıkıp gezip tozarken gördüğüm milyonlarca insandan birisi gibi olmaktansa kendim olmayı tercih ederim ve kendim olduğum için de çok mutluyum. Kendini beğenmiş diyebilirsiniz ama bunda bir sorun yok, beğeniyorum. Siyasi olaylardı, insanlardı, örgütlerdi derken insanlardan nefret eder hale geldim. Neyse işte günüm bu şekilde düşünerek başladı. Zaman geçirmek için birşeyler izledim. Ama izlerken de zaman durmaya başladı. O anda kurtarıcım şu sıralar sık sık olan elektrik kesintisi oldu. Bunu bahane ederek kendimi cehennem sıcağı sokaklara bıraktım. Bir süre yürüdüm. Belki bir saat. Sonra teyzemin evine gitmeye karar verdim. Sonunda oraya da gittim ama beklenemdik bir manzara. Teyzemin komşusunun kızını sonunda almışlar, düğün yapıyor. Neden sonunda demeyin, kadın gelmiş 37 yaşına. Durum böyle olunca anası da apartman kapısının önüne orkestra kurdurmuş gümbür gümbür çaldırıyor. Teyzemin evi de 1. katta olduğundan dolayı sanki evin içinde çalıyorlar. Kendi sesimizi duyamıyoruz. Bir süre durduktan sonra dayanamadım geri döndüm eve. Hala elektrikler gelmemişti.
Acıkınca doymamak gibi bir huyum var. Ondan beteri hayvani sesler çıkarımam. Ama sadece yalnızken yaptığım bir şey bu. Böğürürüm, hırlarım, çıkarırım acayip sesler.Neyse işte, aç olduğumu farkettim ama kilo verme çalışmaları sürdürdüğümü hatırladıkça kendimi tuttum. Doğru olanın düzenli beslenmek ve doğru düzgün kilo vermek olduğunu bende biliyorum ama evde yiyecek birşey olmayınca elden birşey gelmiyor. Makarna haşlamaya başladım sonunda dayanamayarak. Bu sırada elektriklerde geldi tabi. Neyse kiloları düşünerek, bir tabak ölçtüm ve pişirdim. Spagetti! Yağ, sos falan kullanmadan yiyecektim ki daha az kalori alayım. O kadar acıkmıştım ki büyük zevkle, hazır olana kadar başında bekledim. Sonunda haşlandı. Suyunu süzdüm, tabağa koydum. Yemeye hazır. Ama çıkan bulaşığı o şekilde bırakmaya gönlüm el vermedi. Yemeye başlamadan önce kirlettiklerimi iki saniye temizlesem büyük dertten kurtulurum diye hissettim. Zaten çok bir şey yoktu. Bir tencere, kaşık, süzek. Elimdeki tabağı arkadaki masaya bırakmak için döndüm ki döndüm. Dönmez olaydım. Yayvan deniyor sanırım, elimdeki tabak öyleydi. Yani çukur olmayan. Ve fazla hızlı dönmüş olmalıyım ki açlığın verdiği acelecilikle, tüm emeklerimi fayanslara saçtım. 1 aydır doğru düzgün silinmeyen o fayanslar. Neden silinmedi? Annem tatildeydi, babamdan silmesini beklemiyorduk zaten. Benim sildiğim fayans da o kadar olur. 1 karış toz, ama ciddiyim. Kıllar, hatta dün karpuz keserken yere düşürüp almaya zorsunduğum karpuz çekirdeği. Hepsinin üstünde duruyordu yemeğim. Siz olsanız ne yapardınız? En baştan yeni makarna mı pişirirdiniz? Hiç sanmıyorum, en mantıklısı benim yaptığımdı. Makarnamı topladım, sudan geçirdim ve afiyetle yedim. Tabi bu sefer yavaş ve dikkatlice arkamı dönüm tabağımı masaya bıraktıktan sonra bulaşıkları yıkayıp yedim. Sözümü asla bozmam.
Kulağa iğrenç gelebilir ama tadı harikaydı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder