13 Temmuz 2010 Salı

Yasu İçin

Selamın aleyküm blog. Biliyorum etkileyici bir giriş oldu ama ne, yapayım huyum kurusun işte harikayım.Aslında blog zımbırtısını unutmaya bile başlamıştım. Ama sevgili Yasu-chan beni buraya soktu ve onun için yazıyorum. Nasıl yaptı bu işi diyeceksiniz. O zaman fazla bekletmeden anlatmaya başlayayım.

Bir gün trene binmiştim ve sıradan yaşamımın sıradan bir gününde olduğum gibi sıradandım. Ama sıradan olmayan bir şey vardı. O da vagonda karşımda duran ve sıradanlıktan çok uzak adamdı. Nedense o adam bana bakıyordu. Ama bir katilin kurbanına bakışı gibi olan bakışlarla. İneceğim istasyona yaklaştığım vakit ayaklandım. Adama dönüp son bir kez baktım. Hala oturuyordu. İçimi bir rahatlık hissi dolduruverdi. Trenden indim, dört adım attım ve arkamı dönüp baktım. Adam kapıdan dışarı çıkmamıştı ve o sırada kapılar kapandı. Bir an korkumun gereksiz olduğunu hissettim. Ama hiç hesaba katmadığım bir şey daha vardı. Acaba neydi??? Az sonra...

İşte bu kısa hikayeyi Yasu-chan'a yazdım. Ama neden bunu ona yazdığımı bir sorun? Neyse sizi fazla bekletmeden söyliyeyim.

Arkamı dönüp kapıların kapanışı izlemiştim ve içimi bir rahatlık hissi kaplamıştı. İstasyondan çıkmak için merdivenlere doğru yöneldiğim vakit o adamla göz göze geldim. Bu nasıl olabilirdi? Kapıların kapanışını gözlerimle görmüştüm! Yoksa bu adam bir çeşit ruh falan mıydı? Sadece ben mi görebiliyordum? Aklımın bana oynadığı bir oyun muydu? Bunları düşünmeye başlamıştım ki, birisi adama saat sordu. Anladım ki aklımın bir oyunu veya ruh değildi o sıradanlıktan uzak olan adam. Dik dik bana bakıyordu tek kelime etmeden. Rahatsızlığım doruğa çıkmıştı. Hala kafamdaki soru işaretini anlayamamıştım. Naıl olmuştu da giden trenden inebilmişti? Ruh değilse bunu nasıl yapmıştı. Yoksa herkese görünen bir ruh muydu? Çok tuhaftı. Sradan olan ben için fazla atraksiyon doluydu. Adeta içi su dolu bir kova gibiydi. Merakımı kelimelere dökecek olsam püsküren bir yanardağı söylerdim. O sırada bir mum ışığı yandı kafamın üzerinde kendimi aşağılık hissettim. Bu kadar salak olunmazdı. Trenin her vagonunda sağda ve solda olmak üzere iki kapı vardı. Ben sadece indiğim kapıya bakmıştım. Ama o diğer kapıdan çıkmıştı. Bu kadar basit bir şeyi anlamam çok uzun sürmüştü sıradan ben için. Ama bunun sebebinin içimdeki korku olduğu apaçık ortadaydı. Yola koyuldum. İstasyondan eve kadar sık sık arkamı kontrol ettim ve o hep oradaydı. Sokağın köşesinde, bakkalın önünde, dondurmacının arkasında, musluğun başında... Hep oradaydı. Tek kelime etmeden takip ediyordu. Sonunda eve vardım ve kapıyı sıkıca kilitledim. Hatta sehpayı arkasına bile dayadım. Ertesi gün korkarak evden çıktığım an gördüklerim karşısında şaşkına döndüm. Herşey sıradandı. Sıradan sokak, sıradan çocuklar, sıradan araçlar. Sıradanlıktan uzak adam ortalarda yoktu ve onu bir daha görmedim.

Evet biliyorum bu hikayeyi neden anlattığımı, neden böyle salak bir son olduğunu ve Yasu-chan ile ne alakası olduğunu merak ediyorsunuz. O zaman şöyle diyeyim, Yasu-chan okuyup biraz da olsa neşelenirse amacıma ulaşmışım demektir. Çünkü benim unuttuğum blogumu bana hatırlatım, yazdıklarımı takip ettiğini söyledi. Sadece onunla kalmayıp forumda kullanabilmem için yeni imza yapmayı bile önerdi. Harika birisi değil mi? İşte onun için yazdım bu yazıyı. Teşekkürler Yasu-chan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder